Kuran'da adı geçen canlıları buradan görebilirsiniz...
   
 
 
 
 

SES TAKLİDİ YAPAN KUŞLARDAKİ YÜKSEK ŞUUR

Evrim teorisinin, diğer tüm alanlarda olduğu gibi kuşların evrimi konusundaki iddiaları da çelişkilerle doludur. Evrim teorisinin savunucuları araştırma ve bulgularının sonuçlarına göre değil, birtakım varsayımlar ve ön kabuller doğrultusunda iddialarda bulunurlar. Evrim teorisinin mantıksızlıkları, çelişkileri pek çok kitabımızda bilimsel delilleriyle sunulmuş, iddialarının geçersizliği evrimcilerin kendi itiraflarıyla gözler önüne serilmiştir (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Evrim Aldatmacası, 20 Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü, Harun Yahya). Dolayısıyla bu sitede sadece kuşların, çeşitli fiziksel özellikleri ve ses taklidi yetenekleri ile evrim iddiaları aleyhinde nasıl bir delil oluşturdukları konusuna değineceğiz.

Ses Taklidi Yapmayı Öğrenen Kuşlar Hayali Evrim Ağacını Altüst Etmektedir

Darwin, türlerin çeşitliliğini açıklamak için hayali bir soy ağacı çizmiş, tüm canlıların ortak bir atadan geldiklerini ve birbirlerinden türeyerek çeşitlendiklerini öne sürmüştü. Ancak, evrim teorisinin belkemiği olduğu iddia edilen bu hayali hayat ağacı, gerek paleontoloji alanındaki gerekse moleküler düzeydeki bulgular sonucunda altüst olmuştur.

Bu hayali soy ağacını pek çok açıdan geçersiz kılan önemli örneklerden biri de taklit ve konuşma yeteneğine sahip kuşlardır.

1. Ses Taklidi Yapan Üç Kuş Grubu -Ötücü Kuşlar, Papağanlar ve Sinek Kuşları- Aralarında Bir Akrabalık Kurulamadığı Halde, Benzer Fiziksel ve Zihinsel Özelliklere Sahiptirler:Evrimcilere göre yapısal ve zihinsel benzerlikler nedeniyle, ötücü kuşlar, papağanlar ve sinek kuşlarının ortak bir atadan gelmeleri gerekmektedir. Ancak bu kuş kategorileri evrimcilerin varsaydığı soy ağacına göre birbirinden çok farklı kollarda yer almaktadır ve aralarında herhangi bir akrabalık kurulamamaktadır.

 
Kuşlarda Ses Oluşumunu Sağlayan
  Özel Sistem
Ses Taklidi Yapan Kuşlardaki
  Yüksek Şuur
Ses Taklidi Yapan Kuşlar Evrimci
  İddiaları Geçersiz kılmaktadır
   
  KURAN' DA KUŞLAR İLE İLGİLİ AYETLER
   
  SES KASETİ
   
  MAKALELER
   
  BELGESELLER
Kuşlardaki Mucize
Konuşan Kuşlar Mucizesi
   
   
 
 
 
   
 

 

Darwin, türlerin çeşitliliğini açıklamak için hayali bir soy ağacı çizmiş, tüm canlıların ortak bir atadan geldiklerini ve birbirlerinden türeyerek çeşitlendiklerini öne sürmüştü. Ancak bugünkü bilimsel bulgular bu iddiaları yalanlamakta, canlıların ayrı birer tür olarak yaratıldıklarını göstermektedir.

Üstelik böyle bir ortak ata ne fosil kayıtlarında bulunmuş, ne de bu kuş türlerine yakın diğer türlerde benzer bir özelliğe rastlanmıştır. Bu nedenle evrimciler, evrim ağacına göre birbirlerinden son derece uzak olan bu farklı kuş kategorilerinin nasıl olup da son derece kompleks bir özellik olan konuşma ve ses taklit etme yeteneğine sahip oldukları konusunda cevapsız kalmaktadırlar.

Yapılan araştırmalar ise, evrimcileri gittikçe çıkmaza sokmaktadır. Örneğin, 1990 yılında Anna sinek kuşu olarak bilinen (Calypte anna) bir kuş türü üzerinde yapılan deneylerde, erkeklerin birbirlerinin ötüşlerini taklit ettikleri tespit edilmişti. Bu durum, sinek kuşlarının şarkıları öğrenebildiğini gösteren bir delildi. Ses taklidi yapan kuşlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda bilim adamları, şarkı söyleyen sinek kuşlarının beyinlerinin yedi ayrı bölgesinin aktif hale geldiği sonucuna vardılar. Bu, ötücü kuşlar ve papağanlardaki yapıyla büyük benzerlik göstermekteydi.

Amerikalı ve Brezilyalı bilim adamlarının sinek kuşları üzerinde yaptıkları araştırmalar da, kuş şarkılarının evrimleştiği yönündeki asılsız iddiaları çürüten deliller arasındadır. Hayali evrim ağacına göre birbirlerinden evrimsel açıdan uzak olduğu söylenen sinek kuşları, papağanlar ve diğer ötücü kuşlar, şaşırtıcı derecede benzer beyin yapılarına sahiptirler. Bu durum, söz konusu kuşların ortak bir atanın torunları değil, ortak bir tasarımın eserleri olduğunu göstermektedir.

 

Dr. Erich Jarvis, Duke Üniversitesi

Erich Jarvis yaptığı araştırmalar sonucunda kademeli evrim kavramının geçersiz bir iddia olduğu sonucuna varmıştır.

Keşfedilen bu gerçek, canlılar arasındaki sözde evrimsel aşamalar açısından çok büyük sorunlar oluşturmuştur. Seslendirme yapabilen kuş cinslerinin ötüşleri, genetik olarak yerleşik, sonradan öğrenilmemiş sesleri içermektedir. Ancak bunların içinden yalnız üç kuş kategorisi -ötücü kuşlar, papağanlar ve sinek kuşları- yetişkinlerinden şarkı öğrenme ve bunları doğru bir şekilde tekrar etme yeteneğine sahiptir. Araştırmanın başyazarı Duke Üniversitesi Tıp Merkezi nörobiyologlarından Erich Jarvis'e göre bu tür sesli öğrenme şekli, insanların konuşmayı öğrenme sürecine çok benzemektedir. Bu araştırmanın şaşırtıcı olması, ses öğrenme (vocal learning) becerisine sahip kuşların, sözde evrimsel şemaya göre çok farklı uçlarda bulunmalarından kaynaklanmaktadır. Üstelik evrimciler tarafından bu kuşların sözde yakın akrabaları oldukları iddia edilen kuşların hiçbiri benzeri şarkıları öğrenememektedir.

esleri taklit edebilme yeteneği gösteren üç kuş cinsi -papağanlar, sinek kuşları ve ötücü kuşlar- sözde evrimsel soy ağacına göre çok farklı kollarda bulunmaktadır ve aralarında hiçbir evrimsel bağ kurulamamaktadır. Görüldüğü gibi canlılar arasındaki benzerlikler evrime delil oluşturmaz. Bu çaba, bilim adına yapılan taraflı yorumlardan başka bir şey değildir.

Bu konu ile ilgili iki evrimci senaryo bulunmaktadır: Birincisi, tüm kuşların gerekli beyin yapılarına sahip olan ortak bir atalarının bulunduğu ve nasıl olduysa yalnız belirli kuş cinslerinin sesleri öğrenme yeteneğini geliştirdikleridir. Diğer cinslerin ise bunu başaramadıkları ve zaman içinde bu yeteneklerini kaybettikleri şeklindedir. Ancak pek çok evrimciye göre dahi, bu senaryo itibar edilecek türden değildir. Ünlü nörobiyolog Erich Jarvis'e göre, kuşlarda ve memelilerde bu özelliğin birden fazla kez kaybedilmesi ve kazanılması ileri derecede imkansız görünmektedir.28 Jarvis, eğer bu tür gelişmemiş beyin yapıları varsa, bunların neden sürüngenlerde ve dinozorlarda da olmadığını sormaktadır.29

Yirmi üç kuş cinsinden şarkı öğrenme yeteneğine sahip olan üçünün (papağan, ötücü kuşlar ve sinek kuşu) evrimcilerin hayali akrabalık ilişkilerine göre birbirlerinden çok uzaklarda bulunmaları evrimci senaryoları çürütmektedir. Evrim teorisinin iddiasına göre, bu kuşların seslendirmeyi öğrenmek için gereken özelliklere, birbirlerinden bağımsız olarak tıpatıp aynı şekilde sahip olmuşlardır. Ancak, tesadüflerin böylesine kompleks yetenekleri, değil üç farklı kuş türüne değil, tek bir türe bile kazandırmış olduğunu düşünmek tamamen akıldışıdır.

Evrimcilerin öne sürdüğü ikinci senaryo ise, bu üç cinsin beyinlerindeki öğrenme yapılarının birbirlerinden bağımsız olarak evrimleştiğidir. Bilimsel hiçbir dayanağı olmayan bu iddia, kuşlardaki bu yeteneğin nasıl ortaya çıktığı, nesilden nesle nasıl aktarıldığı, bu yetenek için gerekli fizyolojik yapının nasıl oluştuğu gibi en temel soruları açıklayamamaktadır. Elbette evrimcilerin daha bir tanesi için öne sürebilecekleri tutarlı bir açıklama yokken, "üç kuş türünde ayrı ayrı evrimleşmiştir" demelerinin makul bir yanı yoktur. Çünkü evrimin açıklayamadığı bu olaylar zincirinin, tesadüflerin eseri olarak 3 ayrı canlıda 3 ayrı süreç içinde gerçekleşmesi, diğer bir deyişle kör ve şuursuz tesadüflerin 3 ayrı kez mucizevi bir başarı elde etmesi mümkün değildir.


Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)

İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Her şeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir Vekildir. (Enam Suresi, 102)

Bilimin ortaya koyduğu gerçekler, evrimcilerin bu konudaki çaresizliklerini de gözler önüne sermektedir. Erich Jarvis, elde edilen bilimsel bulgular karşısında düştüğü durumu şöyle dile getirmektedir:

... kuşlar bizim modası geçmiş evrim kavramlarını ... tekrar düşünmemiz için bize meydan okuyor. Eğitimimiz boyunca bize bu kademeli evrim kavramı aşılandı... Bize omurgalıların solucan benzeri canlılardan gelip balığa, amfibiyenlere, sürüngenlere, kuşlara, memelilere ve diğerlerine evrimleştiği ve yaşayan omurgalıların bu vücut planı ve beyin kapasitesindeki aşamaları temsil ettiği söylendi. Ve memelilerin bir kez oluştuktan sonra bunların primatlara ve sonra hiyerarşinin sonunda bulunan insanlara evrimleştiği. Fakat omurgalıların soy ağacında birbirlerinden geri veya ileri oldukları yönündeki düşünce kesinlikle yanlıştır.30

Evrimcilerin bel bağladıkları soy ağacı, canlılar arasında kurulmak istenen zorlama bir bağdır. Canlılar arasındaki benzerlikler temel alınarak çizilen bu ağaç, gerçekte hiçbir bilimsel zemine dayanmamaktadır. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak bu sözde evrimsel soy ağacı, çelişkilerle doludur. Bu çelişkilere bir örneği de ses taklidi yapan kuşlar oluşturmaktadır. Bu soy ağacına göre çok farklı kollarda olan üç canlı türü, son derece kompleks bir özelliğe sahiptir ve üçünde de beyinlerinin aynı yedi bölgesi seslendirmenin öğrenilmesinde etkili olmaktadır. Görüldüğü gibi canlılar arasındaki benzerlikler evrime delil oluşturmaz. Bu çaba, bilim adına yapılan taraflı yorumlardan başka bir şey değildir.

Canlılar Arasındaki Benzerlikler, Ortak Atadan Geldiklerini Göstermez

Evrimciler iddialarına delil olarak sıklıkla canlılar arasındaki benzerlikleri kullanmaktadırlar. Örneğin bir insanın kolu, bir balinanın yüzgeci ve bir yarasanın kanadındaki kemikler aynı görevi görmektedirler. Evrimcilere göre bu, sözkonusu canlıların aynı kökenden geldiklerini ispat etmektedir. Ancak bu hatalı bir düşüncedir. Sözkonusu benzerlik tüm canlıların ortak bir plana göre dizayn edilmiş olduklarının delilidir. Bir Yaratıcı'nın tüm canlıları benzer bir plan çerçevesinde yaratmış olduğu, tüm canlıların ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş olduğu doğada gözlemlediğimiz açık bir gerçektir. Nitekim bilimsel kanıtları incelediğimizde, bu açıklamanın, yani "ortak tasarım" açıklamasının doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.

Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bulardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

Eğer Canlıların Ortak Atadan Geldikleri İspatlanmak İsteniyorsa Bir Mekanizma Gösterilmelidir, Ancak Böyle Bir Mekanizma Yoktur

Canlıların ortak bir atadan geldikleri iddiası kanıtlanmak isteniyorsa buna delil olarak canlılar arasındaki benzerliklerin kullanılması yeterli değildir. Bu iddiayı kanıtlamak için bir mekanizmanın ortaya konulması daha doğru olacaktır. Oysa böyle bir mekanizma henüz ortaya konmuş değildir. Örneğin yarasaların ataları olan fare veya bir çeşit maymunun kolu hangi mekanizmalar çerçevesinde ve nasıl kanada dönüşmüştür? Ya da köpek benzeri bir hayvanın ayakları hangi mekanizmayla, nasıl olup da balina yüzgecine dönüşmüştür? Evrim teorisine göre bunu gerçekleştirmesi gereken iki mekanizma doğal seleksiyon ve mutasyondur. Ancak bu iki mekanizma, belirli bir evrim süreci içindeki ara aşamalar canlıya yarar sağlıyorsa anlam taşır. Oysa sözünü ettiğimiz organların eksik formları canlılara bir yarar sağlamaz, aksine onları sakat hale getirerek dezavantaj nedeni olurlar. Dolayısıyla canlıların kompleks organlarını oluşturabilecek, bu organlara karşılık gelen genetik bilgiyi üretecek bir doğa mekanizması yoktur.

Doğada Birçok Canlının Yapıları Birbirine Benzemektedir Ancak Bunların Ortak Atadan Geldikleri İddia Edilmemektedir

Doğada birçok canlının organları birbirine benzemekte, ancak evrimciler bunların ortak atadan geldiklerine dair herhangi bir iddiada bulunamamaktadırlar. Örneğin ahtapotların gözleri ve insanların gözleri birbirlerine çok benzemektedir, ancak bu organlar evrimcilere göre ortak kökenden gelen benzer yapılar (yani "homolog") değillerdir. Hem sineklerin, hem de kuşların kanatları vardır, ancak bunlar yine homolog olarak nitelendirilmemektedirler. Evrimcilerin büyük benzerlikler taşıyan bu canlılar arasında evrimsel akrabalık iddia edememelerinin nedeni, fosil kayıtlarına ve morfolojiye göre çıkarılan evrim ağaçlarında bu canlıların birbirlerinden çok uzak düşmeleridir. Evrimciler bu nedenle bu organları "homolog" değil "analog" (yani aralarında ortak köken olmamasına rağmen benzer) yapılar olarak tanımlarlar. Ancak bazı benzer yapılar "analog" olabiliyorsa, neden hepsi böyle olmasın? Bu soruya karşı evrimcilerin getirebildikleri tutarlı bir cevap yoktur.

Bunu bir cevapla değil, hayali bir kavram öne sürerek geçiştirmeye çalışırlar. Kavramın ismi "paralel evrim"dir. Paralel evrim, birbirleriyle evrimsel ilişki içinde olmayan, ancak zaman içinde benzer özellikleri kazanmış olduğu iddia edilen canlılara ve organlara atfedilir. Örneğin ahtapotlar -omurgasız ve dolayısıyla evrimcilere göre ilkel canlılar olmalarına rağmen- gelişmiş bir memeli olan köpek kadar akıllıdırlar. Burada "zeka" faktörünün, birbirinden ayrı ayrı geliştiği iddia edilmekte ve bu hayali olgu evrimciler tarafından "paralel evrim" olarak nitelendirilmektedir. Oysa gerçekte ahtapotların evrime göre ilkel canlılar olmaları sebebiyle zeka düzeyleri çok düşük canlılar olmaları gerekmektedir. Bir diğer örnek ise uçmadır. Bazı memelilerin, sineklerin, kuşların ve soyu tükenmiş sürüngenlerin kanatları vardır; yani uçma en az 4 kere ayrı ayrı canlı kollarında evrimle ortaya çıkmıştır. Peki acaba neden bu canlı grupları ayrı ayrı evrim yollarından aynı sonuca ulaşmışlardır? Bu apayrı canlı gruplarının tesadüfi evrim süreci içinde aynı organ yapılarına ulaşmaları mümkün müdür? Neden tesadüfler her defasında aynı "ortak tasarım"ı izleyeceklerdir? Tüm bu sorular tesadüf açıklamasının saçma olduğunu ve canlılardaki ortak tasarımın, ancak ortak bir tasarımcının varlığıyla, yani Allah'ın yaratmasıyla açıklanabileceğini gösterir.

Moleküler Kanıtlar, Benzerliklerin Ortak Atayla Açıklanabileceği İddiasını Çürütmektedir

Evrim teorisinin canlılardaki benzer yapılar konusundaki iddialarını çürüten en önemli kanıtlar ise, moleküler biyolojiden gelmektedir.

Canlıların organlarını kodlayan genlerin yapısı çözülmeden önce, benzer organların ortak bir atadan geldiği iddiası evrimcilerce makul gösteriliyordu. Ancak genler hakkındaki bilgiler arttıkça, benzer organları kodlayan genler karşılaştırılmaya başlandı ve bu organların çoğu zaman çok farklı genler tarafından kontrol edildiği ortaya çıktı. Bu, ortak ata iddiasına öldürücü bir darbeydi.

Bu darbenin önemli bir örneği, karada yaşayan omurgalıların tamamında rastlanan "beş parmaklı" (pentadactyl) el yapısı hakkında ortaya çıkan gerçeklerdir.

Bir kurbağanın, kertenkelenin, sincabın ya da maymunun el ve ayakları beş parmaklıdır. Hatta kuşların ve yarasaların kemik yapıları da bu temel tasarıma uygundur. Evrimciler ise tüm bu canlıların tek bir ortak atadan geldiğini iddia etmektedirler ve beş parmaklılık olgusunu da uzun zaman buna delil saymışlardır.

Oysa bugün evrimciler bile, aralarında hiçbir evrimsel ilişki kuramadıkları farklı canlı gruplarında beş parmaklılık özelliği olduğunu kabul etmektedirler. Örneğin evrimci biyolog M. Coates, 1991 ve 96 yıllarında yayınladığı iki ayrı bilimsel makaleyle, beş parmaklılık (pentadactyl) olgusunun, birbirinden bağımsız olarak iki ayrı kez ortaya çıktığını belirtmektedir. Coates'e göre, beş parmaklı yapı, hem anthracosaurlarda hem de amfibiyenlerde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır.31 Bu bulgu, beş parmaklılık olgusunun "ortak ata" varsayımına delil oluşturamayacağının bir göstergesidir.

Beş parmaklılık homolojisi konusundaki evrimci iddiaya asıl darbe ise, başta belirttiğimiz gibi moleküler biyolojiden gelmiştir. Evrimci yayınlarda uzunca bir zaman savunulan "beş parmaklılık homolojisi" varsayımı, bu parmak yapısına sahip (pentadactyl) olan farklı canlılarda, parmak yapılarının çok farklı genler tarafından kontrol edildiği anlaşıldığında çökmüştür. Evrimci biyolog William Fix, bunu şöyle anlatır:

Evrim konusunda homoloji fikrine sıkça başvuran eski ders kitaplarında, farklı hayvanların iskeletlerindeki ayakların yapısı üzerinde özellikle duruluyordu. Dolayısıyla bir insanın kolunda, bir kuşun kanatlarında ve bir yarasanın yüzgeçlerinde bulunan pentadactyl (beş parmaklı) yapı, bu canlıların ortak bir atadan geldiklerine delil sayılıyordu. Eğer bu değişik yapılar, mutasyonlar ve doğal seleksiyon tarafından zaman zaman modifiye edilmiş aynı gen-kompleksi tarafından yönetiliyor olsalardı, bu teorinin de bir anlamı olacaktı. Ama ne yazık ki durum böyle değildir. Homolog organların, farklı türlerde tamamen farklı genler tarafından yönetildiği artık bilinmektedir. Ortak bir atadan gelen benzer genler üzerine kurulmuş olan homoloji kavramı çökmüş durumdadır.32

2. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenebilen Kuşlar, Beyin Yapılarını Belirleyen Genler Bakımından İnsana Benzerlik Göstermektedir:

Evrimciler genetik benzerliklerin evrimsel akrabalıktan kaynaklandığını öne sürerler. Ancak bu konu bir bütün olarak ele alındığında "biyokimyasal benzerlikler"in evrim teorisini desteklemek bir yana, evrim iddialarının belkemiğini oluşturan sözde evrim soy ağacını geçersiz kıldığı anlaşılmıştır. (Detaylı bilgi için bkz. DNA'daki Yaratılış Mucizesi, Harun Yahya)

Moleküler karşılaştırmaların evrim teorisi lehinde değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, 1999 yılında Science dergisinde yayınlanan "Is It Time to Uproot the Tree of Life?" (Hayat Ağacını Sökme Zamanı mı?) başlıklı bir makalede ifade edilmiştir. Elizabeth Pennisi imzalı makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını" aydınlatmak için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni verilerin evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir:

Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikroorganizmanın yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar, bu bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı. Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmamakla kalmadı, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi, elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte, durum daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...

Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA dizilimleri, başka türlü genlerin karşılaştırılmasının yolunu açtığında, araştırmacılar basitçe bu ağaca daha fazla detay ekleyeceklerini umuyorlardı. Ama "hiçbir şey gerçekten bu kadar da uzak olamazdı" diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki The Institute for Genomic Research'ün başkanı. Aksine, (genetik) karşılaştırmalar, hem RNA ağacıyla hem de birbirleriyle çelişki içinde bulunan pek çok farklı hayat ağacı versiyonu ortaya çıkardı.33

Kısacası, canlılık moleküler düzeyde incelendikçe, evrim teorisinin homoloji varsayımları birer birer çökmektedir. Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılı basımı kitabında durumu şöyle özetler:

Farklı moleküller üzerine kurulu olan ağaçlardaki uyumsuzluklar ve moleküler analizler sonucunda ortaya çıkan garip sonuçlar, şimdi moleküler filogeniyi bir krize sürüklemiş durumdadır.34

Son yıllarda kuşların genetik yapısı üzerine yapılan araştırmalar da, evrimcilerin genetik benzerlik iddiasını tersine çevirmektedir. Bunlardan biri, ünlü nörobiyolog Erich Jarvis ve çalışma arkadaşlarının bulgularıdır. Jarvis ve ekibi kuşların seslendirmeyi nasıl öğrendiklerini anlayabilmek için 30'dan fazla sinek kuşu türü bulunan Brezilya'da , 12 sinek kuşunun beyinlerini incelediler. Kuş, şarkı söylediğinde aktif hale gelen bir genin hareketini araştırırken, "zenk" adı verilen bir genin bu kuşların beyinlerinin yedi ayrı merkezinde aktif olduğu tespit edildi. Bu özelliğin sadece sinek kuşlarında değil, papağanlarda ve ötücü kuşlarda da bulunduğu ortaya çıktı.35

Bu bilgiler doğrultusunda bilim adamları, insan ve kuş beyinleri arasında daha fazla kıyaslama yapmaya başladılar. Ancak insanlarla şempanzeler arasındaki genetik benzerlikleri evrime delil gibi sunmak isteyen evrimciler, kendileri için aleyhte delil oluşturan yönlerde çalışma yapılmasından rahatsızlık duydular. Çünkü şimdiye kadar bu konuda yapılan kıyaslamalar, maymunla insanın ortak atadan geldiği masalını desteklemek için yapılan taraflı yorumlardı. Kuş ve insanlar arasında genetik bir benzerlik kurulması, evrimcilerin bugüne kadar öne sürdükleri sözde delilleri bir kez daha geçersiz kılmaktaydı. Nitekim kendisi de bir evrimci olan Erich Jarvis, evrimcilerin bakış açısından kaynaklanan ve gerçekçi incelemelere engel teşkil eden bu dogmatik yaklaşımın, araştırmalarını yaparken kendisi için önemli bir zorluk oluşturduğunu şöyle ifade etmekteydi:

İnsanlar ve ötücü kuşlar arasındaki asıl fark, memelilerin ve kuşların genel yapı benzerliği dışında, beynin insanlarda kuşlardan daha fazla bulunmasıdır. Kuşların beyinlerindeki sesleri taklit edebilme yapıları ve insan beynindeki dil yapıları arasındaki paralellik hipotezini açıklayabilmek için öncelikle bunların beyinlerinin o kadar farklı olduğunu iddia eden yüz yıllık dogmayı aşabilmem gerekiyor.36

Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor… (Nahl Suresi, 79)

Evrimcilerin bu rahatsızlığının sebebi, bir sinek kuşu ile insan arasında ortak olabilecek bir genin, homoloji kavramıyla çelişerek evrim aleyhinde delil oluşturmasıdır. Bu nedenle bu konudaki bir bilginin ortaya çıkması konusunda isteksiz davranmaktadırlar. Halbuki bu alanda yapılacak araştırmaların aydınlatıcı olacağından Jarvis şöyle söz etmektedir:

Sinek kuşu kadar insanlardan uzak görünen bir canlı üzerinde yapılan bu tür genetik deneyler bizim insan dilini anlamamıza yardımcı olabilir... Bu DNA parçacıklarında konuşan kuşların beyinlerinden alınan genlerin yüzde 70 ile 80'inde insanlar ve memeliler ile ortak benzerlik gösteren yönler olduğunu buluyoruz.37

İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 28)

Darwinistlerin evrim teorisiyle ilgili yaptıkları, işlerine yarayabileceğini düşündükleri bilgileri bazı medya organları desteğiyle evrim kanıtı gibi sunmaktan başka bir şey değildir. Her alanda olduğu gibi genetik benzerlikler konusunda da yanıltıcı bilgiler vermekte, kendi aleyhlerinde gördükleri bilgileri gündeme getirmemeye çalışmakta, kasıtlı yönlendirmeler yapmaktadırlar. Moleküler düzeyde yapılan araştırmalar tarafsız bir gözle değerlendirildiğinde ise ortaya çıkan gerçek çok açıktır: Hiçbir organizma bir diğerinin "atası" değildir, diğerinden daha "ilkel" ya da "gelişmiş" de değildir. Tüm canlıları Allah ayrı ayrı en eksiksiz şekilde, birbirinden kusursuz sistemlerle birlikte yaratmıştır.

Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr Suresi, 24)

3. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenen Kuşlar Maymunlardan Daha Üstün Bir Yetenek Sergilemektedirler:

Bilindiği gibi pek çok evrimci, şempanzelerin insanlarla olan sözde akrabalık bağlarına delil sunabilmek amacıyla, şempanzelerle insanlar arasındaki benzerlikleri tespit etmeye çalışırlar. Ancak şempanzelerin dil ve düşünme yetenekleri üzerinde yapılan araştırmalar, onların çok basit bir işaret dili kullandıklarını ortaya çıkarmıştır. Böylece evrimcilerin maymunları konuşmayı öğrenme açısından en elverişli hayvan olarak gösterme yönündeki çalışmaları ise hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Bu durum, şempanzeler ve insanlar arasında, evrimcilerin hayal ettiği gibi bir ilişki olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.


Harcanan onca zaman ve emeğe karşın şempanzeleri konuşturma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Papağanların yetenekleri ile kıyaslandığında şempanzelerin çıkardıkları sesler son derece basit kalmaktadır. Ancak yine de hiçbir gazetede insan ve papağanın evrimsel yönden akraba olduğu söylenmez. Bu durum evrimcilerin taraflı bir yorum içerisinde olduklarını gösteren örneklerden biridir.

Harcanan onca zaman ve emeğe karşın sonuçsuz kalan şempanzeleri konuşturma çabaları ne kadar hatalı bir yaklaşım içinde olduklarını da gösterse de, basında bu çalışmalar çarpıtılarak sunulmaktadır. Bunun son örneklerinden biri Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin 25 Ocak 2003 tarihli sayısında "Şempanze Konuşabiliyor mu?" başlıklı yazısı olmuştur. Bu yazıda BBC online sitesinde yayınlanan bir habere dayanılarak, "Kanzi" isimli bir şempanzeye konuşma öğretildiği ileri sürülüyordu. Ancak şempanzenin çıkardığı söylenen seslerin "konuşma" yeteneğiyle bir ilgisi bulunmamaktaydı.

Evrimcilere göre, sözde evrimsel soy ağacında şempanzeler insanın hemen arkasında yer almalıdır. Ancak insanla fiziksel olarak hiçbir benzerlik taşımayan bir papağanın konuşma gibi yüksek zeka gerektiren benzer bir yeteneğe sahip olması, hiçbir evrimsel kalıba uymamaktadır.

Jared Taglialatela ve Sue Savage-Rumbaugh isimli evrimci araştırmacılar, Kanzi ismi verilen şempanzenin bazı davranışlar ve objeler için farklı sesler çıkardığını; "muz", "üzüm", "meyve suyu" ve "evet" anlamına gelen bu sesleri, farklı bağlamlarda kullanmasına rağmen "evet" kelimesini hiçbir koşulda değiştirmediğini iddia etmektedirler. Aynı araştırmacılar, şempanzenin bunu kendisinin öğrendiğini öne sürmektedirler.

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız… (Nahl Suresi, 17-18)

Oysa şempanze konuşamamaktadır. İnsanların sahip olduğu "konuşma" yeteneği, belli sesleri çıkarmaktan ibaret değildir; kavramların isimlendirilmesi, gramer kurallarına uygun cümleler kurulması gibi hiçbir hayvan tarafından başarılamayan ve kaynağı da dil bilimciler tarafından açıklanamayan olağanüstü özellikleri içerir. Kanzi'nin tekrarlı kullandığı kelimelerin ise bir "konuşma" olarak alınamayacağı açıktır. Nitekim aynı haberde eleştirmenlerin, seslerin dil olarak tanımlanması için belli bir sözdiziminin bulunması gerektiğini söylediği belirtilmektedir.

Bu noktada evrim teorisi adına bir çelişki de ortaya çıkmaktadır; çünkü ses çıkarma ve taklit etme açısından papağanların en az Kanzi kadar yetenekli olduğu kesin bir gerçektir. Hatta papağanların yetenekleri ile kıyaslandığında şempanzelerin çıkardıkları sesler son derece basit kalmaktadır. Ancak yine de hiçbir gazetede insan ve papağanın evrimsel akraba olduğu yönünde bir habere rastlanmaz.

Bu konuda uzun yıllar çalışmış bilim adamlarının objektif yorumları, Kanzi örneğinde görülen iddiaların birer hayalden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Ünlü dil bilimci Philip Lieberman, şempanzelere dil öğretme deneylerinin mahkum olduğu başarısızlığı şöyle vurgulamaktadır:

17. yüzyıldan bu yana, hayvan eğitimcileri ve araştırmacılar şempanzelere konuşma öğretmeye çalışmalarına rağmen, bunu becerebilmiş hiçbir şempanze olmamıştır. Gerçekte, bir şempanzenin ses oluşturma anatomisi temel olarak bizimkinden farklıdır. Şempanzeler, beyinlerinin gerekli dil manevralarını planlayıp başarabildiğini farz etsek bile, yine de insan konuşmasının boğuk bir benzerini üretecektirler. Bunu yapabilmek için ise bizim beyinimize sahip olmaları gerekir.38

Görüldüğü gibi bir kısım kuşların sesleri taklit edebilme yeteneği, evrimcilerin önemli iddialarından biri olan, "evrimsel soy ağacı" iddiasını bir başka açıdan daha anlamsız kılmaktadır. Çünkü insanla fiziksel olarak hiçbir benzerlik taşımayan bir papağanın konuşma gibi yüksek zeka gerektiren bir yeteneğe sahip olması, hiçbir evrimsel kalıba uymamaktadır. Evrimcilere göre, sözde evrimsel soy ağacında şempanzeler insanın hemen arkasında yer almalıdırlar. Ancak Allah'ın yarattığı canlılardan biri olan konuşan kuşlar, gösterdikleri yüksek şuurla ve sesleri taklit yeteneği ile evrimcilerin bu iddialarını geçersiz kılmaktadırlar.

Evrim teorisinin savunucuları ise konuşan kuşların, teorileri açısından açıklanması son derece zor bir konu olduğunun farkındadırlar. Evrimciler için bu konunun sıkıntı oluşturan bir başka yönü de kuş zekasının kökeni ile ilgilidir: Kuşlar, eğer evrimin öne sürdüğü gibi primatlardan daha az gelişmişlerse, çok küçük beyne sahip olmalarına rağmen, hayali evrim ağacında kendilerinden daha ileri oldukları öne sürülen primatların sahip olmadığı bu özelliği birdenbire nasıl kazanmışlardır? Örneğin bir karga türü olan "Mynah" kuşları da insan konuşmasını taklit edebilmektedirler. Fakat primatlar bunu yapamazlar. Evrimciler bu konuya açıklama getirmeye çalışırken, primatların konuşmaları taklit etme yeteneklerinin olmayışını, gırtlak yapılarındaki farklılığa bağlarlar. Ancak bu hiçbir şekilde yeterli bir açıklama değildir. Kuşların da gırtlak yapıları insana kesinlikle benzemez, ancak Allah'ın onlara verdiği yetenek sayesinde, insan konuşmalarını rahatlıkla taklit edebilirler. Evrimcilerin bu iddiasının geçersizliğini Cambridge Üniversitesi zoologlarından ve alanında tanınmış bir otorite olan W. H. Thorpe şu şekilde ifade etmektedir:

Burada söylenebilecek tek şey, insan konuşmasını taklit etme konusunda kuşların seslendirme organlarının çok açık bir biçimde şempanze ya da gorilden daha az uygun olduğudur. Bence ... eğer bir kuş gırtlağını (syrinx) şimdiye dek onu ilk defa gören bir gırtlak uzmanına gösterseniz ve ona "Böyle bir gırtlağa sahip canlı nasıl konuşabilir?" diye sorsanız, buna: "Kesinlikle imkansız" diye yanıt verecektir. 39

Görüldüğü gibi Allah'ın bir kısım kuşlara verdiği bu yetenek, evrimci açıklamaları geçersiz kılan önemli örneklerdendir. Gırtlak yapıları ne kadar farklı olursa olsun, Allah, bu kuşları konuşmaya elverişli şekilde yaratmıştır ve söz konusu kuşlar insanları hayrete düşürecek şekilde net konuşabilmektedirler. Unutmamak gerekir ki, Rabbimiz, benzersiz yaratan ve dilediğine "nutku verip konuşturan"dır. (Fussilet Suresi, 21)

4. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenen Kuşlar Maymunlardan Daha İleri Bir Zeka Sergilemektedirler:

Daha evvel de belirttiğimiz gibi, evrimciler kurdukları senaryoyu maymunlarla insanların ortak atadan geldikleri şeklinde belirlemişlerdir. Ancak hiçbir bilimsel delile dayanmayan bu önkabul çelişkilerle doludur ve sözde evrim soy ağacını bir başka açıdan daha geçersiz kılmaktadır. Evrimciler, insanın en yakın akrabasının şempanzeler olduğu varsayımıyla yola çıktıkları için, şempanzelerle insan arasında davranış açısından da benzerlikler kurmaya çalışırlar. Böylelikle zeka açısından insana en yakın canlının şempanze olduğu izlenimini vermeye çalışırlar. Oysa şempanzenin insandan sonra en zeki canlı olduğu görüşünü çürüten birçok canlı vardır.

Oxford Üniversitesi laboratuvarında incelenen Betty isimli bir karga, hiçbir yönlendirme olmaksızın bir metal çubuğu bir amaca hizmet edecek şekilde bükerek bir alet haline getirmiştir. Karga derin bir kabın dibinde bulunan yiyeceğe gagasıyla erişemeyince bir metal çubuğun ucunu büküp kanca haline getirmiştir. Betty, daha önce hiç karşılaşmadığı bir malzemenin boyu ve esnekliğiyle işe yarar olduğunu anlayabilmiştir. Esnek malzemeyi tam da amaca uygun şekilde bükmeyi başarmıştır. Bilim adamları küçücük beynine rağmen Betty'nin şempanzelerden daha ileri bir zeka seviyesi ortaya koyduğunu belirtmişlerdir.

http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/2178920.stm

Bunun bir örneği "Alex" adında gri Afrika papağanının yetiştiricisi olan profesör Irene Pepperberg'in tespitleridir. Cisimlerle oynamanın ve konuşmanın uzun zamanlar sadece insanlara has özellikler olduğu düşünülmüştür. Pepperberg'in bu konudaki gözlemleri şöyledir:

... çocuklar kelimeleri 22 aylıkken birleştirmeye başlıyorlar... Bu nedenle sadece "kurabiye" ve "süt" kelimelerini tanımakla kalmıyorlar, aynı zamanda "süt istiyorum" ya da "daha fazla kurabiye" diyebiliyorlar... Ayrıca bu birleştirme davranışını oyuncaklarıyla fiziksel birleştirmeler yaparken de kullanma eğilimindeler. Böylece, bardakları dizildikleri boyutlara göre almaya başlıyorlar ve bunun gibi diğer örnekler de var.40

Olaylarla sesler arasında bağlantı kurma yeteneğinin papağanlarda da görülmesi Pepperberg'in Amerika Bilim Geliştirme Derneğindeki bir toplantıda şu sözleri sarf etmesine sebep olmuştur:

Sesli ve fiziksel birleştirme davranışlarının aynı anda ortaya çıkması primatların beyinlerindeki bölgelerden türeyen yalnız primatlara has bir özellik olarak düşünülürdü. Bu özelliği primatlardan çok uzak olan hayvanlarda bulmak heyecan verici.41

KAFATASI ÖLÇÜLERİNE GÖRE CANLILAR ARASINDA EVRİMSEL BİR BAĞ KURMAYA ÇALIŞAN EVRİMCİLER, BİR KEZ DAHA YANILDIKLARINI GÖRMÜŞLERDİR:

Bir kısım evrimciler, insanlarla maymunların ortak bir atadan geldiğini göstermek için beyin ölçülerini öne sürerler. İnsanlarda şempanzelere göre daha büyük beyin olmasını, daha zeki olmalarına bağlarlar ve zaman içerisinde beyin ölçüsünün evrimsel bir gelişim gösterdiğini ileri sürerler. Evrimcilerin bu iddiası, yani "beyin geliştikçe bilgi işleme kapasitesi ve hafıza depolaması da artmıştır" iddiası aslında birçok açıdan geçersizdir. Ancak sadece sesleri taklit eden kuşlar üzerinde yapılan incelemeler bile bu iddianın geçersizliğini ortaya koymaktadır. Örneğin kuşların beyni insan beyni ile kıyaslandığında son derece küçüktür. Ortalama 85 gram ağırlığında olan kuşların, beyin ağırlıkları 0.73-2.7 gram arasında değişir. Kuş beyni, memelilerin beyninden farklıdır, çünkü beyin korteksinde yer alan karmaşık kıvrımlar kuşlarda yoktur ve korteks memelilere kıyasla daha küçüktür. Ancak bazı kuşlar konuşma, ses taklidi, şarkı öğrenme, kavrama, görsel hafıza gibi son derece kompleks işlemleri gerçekleştirebilmektedirler. Dolayısıyla canlılarda, evrim teorisini destekleyecek doğrultuda, basitten komplekse giden bir beyin gelişimi söz konusu değildir.

* http://www.earthlife.net/birds/nerves.html

Şempanzelerle insanlar arasında sözde evrimsel bir bağ kurmak isteyen evrimciler kafataslarının büyüklüğünü bir ölçü olarak alırlar. Ancak evrimcilerin "beyin geliştikçe bilgi işleme kapasitesi ve hafıza depolaması da artmıştır" iddiası pek çok açıdan geçersizdir. Çünkü kuşların beyni insan beyni ile kıyaslandığında oldukça küçük olmasına rağmen, son derece kompleks işlemler gerçekleştirebilmektedir.

Görüldüğü gibi, evrimcilerin yalnızca primatlara has olduğunu ileri sürdükleri bir özelliğin, hayali evrim soy ağacında apayrı bir kolda olan papağanlarda da bulunması, evrim açısından büyük bir çıkmazdır. Papağanların ve diğer bazı kuş cinslerinin böylesine kompleks bir beyin kapasitesine sahip olması tüm evrimsel şemaları geçersiz kılmaktadır. Ne evrimcilerin öne sürdüğü gibi küçükten büyüğe doğru gelişen beyin kapasiteleri mevcuttur ne de primatlar insanların atasıdır.

Üstelik doğada akılcı davranışlar gösteren birçok tür vardır. Örneğin kunduzlar akıntıya karşı hidrodinamik açıdan ideal ölçülere sahip barajlar oluşturarak yuvalar yapabilmekte, termitler özel havalandırma kanallarına sahip dev yuvalar inşa edebilmekte, balarıları geometri ve matematik bilgisine dayalı petekler inşa edebilmektedirler. Böyle kompleks davranışlar gerçekleştirmelerine rağmen tüm bu canlılar küçücük beyinlere sahiptirler. Bu mucizevi davranışlara son bir örneği, Oxford Üniversitesi laboratuvarında incelenen Betty isimli bir karganın yaptıkları oluşturmaktadır.

Betty hiçbir yönlendirme olmaksızın bir metal çubuğu bir amaca hizmet edecek şekilde bükerek bir alet haline getirmiştir. Karga derin bir kabın dibinde bulunan yiyeceğe gagasıyla erişemeyince laboratuvarda kendi bulduğu bir metal çubuğun ucunu büküp kanca haline getirmiştir. Daha sonra metal çubuğu kullanarak yiyeceği kolayca dışarı çıkarmıştır. Burada bilim adamlarını hayrete düşüren önemli bir nokta vardır. Betty, daha önce hiç karşılaşmadığı bir malzemenin boyu ve esnekliğiyle işe yarar olduğunu anlayabilmiştir. Esnek malzemeyi tam da amaca uygun şekilde bükmeyi başarmıştır. Betty'nin bu başarısının tesadüf olup olmadığını görmek isteyen bilim adamları kargayı test ettiklerinde 10 denemeden 9'unda aynı başarıyı görmüşlerdir.

Bilim adamları küçücük beynine rağmen Betty'nin şempanzelerden daha ileri bir zeka seviyesi ortaya koyduğunu belirtmişlerdir. Darwinist ön yargılarını koruyan BBC, konuyla ilgili olarak "Betty en yakın akrabalarımızı utandırdı" yorumunu yapmıştır. Bir başka deyişle Betty, evrimcilerin zekanın kökeniyle ilgili kabullerini altüst etmiştir. Betty'yi araştıran Oxford'lu bilim adamı Alex Kacelnik şu yorumu yapmıştır:

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir. (Enam Suresi, 101)

Hayvanlar arasında en zeki olanların primatlar olduklarını düşünüyoruz, çünkü bize en yakın türü onlar oluşturuyor. Ancak bu hayvan (Betty) görmüş olduğumuz herhangi bir primattan daha zeki.42

Betty, "zeki" davranışlarda bulunabilen pek çok kuştan sadece biridir. Bu konuda bilim dünyasında yapılan daha çok sayıda çalışma vardır. Şu açık bir gerçektir ki, şempanzelerin zekasından söz eden ve sonra da bunu insanla şempanzeler arasında bir akrabalık olduğu iddiasına dayanak gibi gösteren her yorum yanlıştır.

65 MİLYON YILLIK PAPAĞAN ÇENE FOSİLİ GÜNÜMÜZ PAPAĞANLARININKİYLE AYNI!

Evrimcileri hayal kırıklığına uğratan önemli gelişmelerden biri de, bundan elli yıl kadar önce bulunan "papağan çenesi fosili"dir. 65 milyon yıl yaşında olduğu tespit edilen bu fosil, günümüz papağanlarının çenesi ile birebir aynı yapıdadır. Söz konusu fosil ilk bulunduğunda gereken ilgiyi görmemiş, ancak Berkeley Üniversitesinden Thomas Stidham adında bir araştırmacının, Berkeley Paleontoloji Müzesindeki fosil koleksiyonlarını incelemesiyle yeniden gündeme gelmiştir. Yapılan incelemede fosilin, bugüne kadar bulunan en eski papağan fosili olduğu, dinozorlarla aynı dönemde yaşadığı anlaşılmıştır. 13 milimetrelik fosilin röntgen çekimlerine göre, fosilin üzerinde bulunan "K" şeklindeki iz (kan damarları ve sinir yolları) günümüzdeki papağanlara ait özelliklerle aynıdır.

* Thomas A. Stidham, "A lower jaw from a Cretaceous parrot", Nature, No: 396, 5 November 1998, ss. 29-30

Hayvanların davranışlarının kaynağı ne olursa olsun evrim iddiaları bu özellikler karşısında çaresiz kalmaktadır. Pek çok kuşun davranışları genetik yapılarında doğuştan belirlenmiştir. Fakat böyle bir durumda bu davranışları kuşların genlerine kimin kodladığı sorusu akla gelmektedir. Evrimcilerin bu davranışlara içgüdü demeleri bu soruyu yine yanıtsız bırakmaktadır. Çünkü bu davranışlar kuşlara Allah'ın ilhamıdır ve içgüdü gibi ne olduğu belirsiz kavramlarla açıklanamaz. Birkaç kuş türünde görülen sonradan öğrenmeye dayalı davranışlar ise, evrimcilerin içgüdü deyip geçemedikleri bir başka açmazdır. Papağanlar gibi konuşmayı öğrenebilen kuşlarda gözlemlenen şaşırtıcı derecedeki bilinçli davranışlar da, Allah'ın onlara ilhamıdır.

 

28- http://www.dukemagazine.duke.edu/dukemag/issues/111201/brain.html.
29- http://www.dukemagazine.duke.edu/dukemag/issues/111201/brain.html.
30- http://www.dukemagazine.duke.edu/dukemag/issues/111201/brain.html.
31- William Fix, The Bone Peddlers: Selling Evolution, Macmillan Publishing Co., New York, 1984, s. 189.
32- Coates M. 1991. New palaeontological contributions to limb ontogeny and phylogeny. In: J. R. Hinchcliffe (ed.) Developmental Patterning of the Vertebrate Limb 325-337. New York: Plenum Press; Coates M. I. 1996. The Devonian tetrapod Acanthostega gunnari Jarvik: postcranial anatomy, basal tetrapod interrelationships and patterns of skeletal evolution. Transactions of the Royal Society of Edinburgh 87: 363-421
33- Elizabeth Pennisi, "Microbes, Immunity, and Diease: Is It Time to Uproot the Tree of Life?" Science, cilt 284, no. 5418, 21 May 1999, ss. 1305-1307.
34- Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s. 51.
35-http://www.icb.ufmg.br/~lbem/aulas/grad/tge/biodiv/birdslanguage.html
36- http://www.dukemagazine.duke.edu/dukemag/issues/111201/brain2.html.
37- http://www.dukemagazine.duke.edu/dukemag/issues/111201/brain.html.
38- Philip Lieberman, "Peak Capacity," The Sciences, cilt 37, Kasım-Aralık 1997, s. 27.
39- http://members.aol.com/rmallott2/origin.htm ; The Origin of Language:The General Problem, Cracow, 1986; Thorpe, W.H., "Animal vocalisation and communication. In Brain Mechanisms Underlying Speech and Language", Grune & Stratton, New York, 1967, ss. 1-12.
40- http://news.bbc.co.uk/1/ hi/in_depth/sci_tech/2002/ boston_2002/1821654.stm.
41- http://news.bbc.co.uk/1/hi/in_depth/sci_tech/2002/boston_2002/1821654.stm.
42- http://www.reuters.com/news_article.jhtml;jsessionid=ULR5HJFNPM2KICRBAEZSFEY?type=search&StoryID=1311577
.